Türk Medyasında Kadın
Psikoloji bölümünde okurken yaptığım bir çalışmadan bahsetmek istiyorum. Türk medyasının nasıl bir kadın kavramı yansıttığı ve medyanın toplumumuzdaki kadın hakkındaki düşüncelerin değişmesinde ne yönde etkili olduğunu inceleyen bir araştırma. Bu çalışmayı Yard. Doç. Dr. Meltem Narter’le beraber gerçekleştirdim.
Araştırmada psikolojinin geleneksel yöntemleri kullanılmadı, söylem analizi tekniği kullanıldı. Bu yöntemde sayılara yer yok. Ve bildiğim kadarıyla Türkiye’de sadece İstanbul Üniversitesi Sosyal Psikoloji Anabilim Dalı’nda uygulanan bir yöntem.
İlk başta kısaca söylem analizinden bahsedeyim. Söylem; içinde doğulan tarih, kültür, dil, coğrafya ve din bileşenlerinin oluşturduğu bir bütünün zamansal ve mekansal anlamda ortaklıklarının sonucudur. Söylem dil tarafından üretilir ve aktarılır. Söylem sosyal yapıya gömülü olup, onun bir parçasıdır. Dolayısıyla söylem analizi insanı anlamak için sadece konuşmaları ve metinleri değerlendirmeye alır. Bu anlayıştan kısaca bahsettim, aslında altında çok daha derin konular var. Üniversite hayatımın en zor derslerinden biriydi ve ısrarla bu dersi almaya devam etmiştim.
Çalışmada 29 kişiyle mülakat yapıldı. Ayrıca medyanın kadını nasıl aktardığını gerçek kaynağından bulmak için yazılı basından yararlanıldı. Son bir yılda en çok satan kadın dergilerinin üçünden ( Elele, Elle, Cosmopolitan) ve yine en çok satan gazetelerin ikisinden ( Hürriyet, Zaman) “kadın” konusu başlığı altında seçilen yazılar söylem analizi tekniği ile analiz edildi.
Sonuç olarak;
Kadınlar medyada cinsellikleri üzerinden hem ticari meta olarak kullanılmaktadırlar yani içeriği zenginleştiren malzemeler hem de üretilen ürünün öncelikli alıcısıdırlar. Saktanber’e göre (1995) her konunun çıplak kadın bedeni ile anlatılması basitçe bir cinsiyetçi tutumun ötesinde, kadına erkek bakışıyla belirlenmiş cinselliğin dışında herhangi bir kimlik tanımamak anlamına gelir. Ona göre kadınlar yalnızca bir bedene indirgendikleri için değil, çeşit çeşit kılıflara sokulup, üzerlerinde sayısız anlamlar üretildiği için kimliksiz kılınırlar. Yani kadının erkeğin yanındaki ikincil konumu, onun kimliğini şekillendirmektedir.
Araştırmada psikolojinin geleneksel yöntemleri kullanılmadı, söylem analizi tekniği kullanıldı. Bu yöntemde sayılara yer yok. Ve bildiğim kadarıyla Türkiye’de sadece İstanbul Üniversitesi Sosyal Psikoloji Anabilim Dalı’nda uygulanan bir yöntem.
İlk başta kısaca söylem analizinden bahsedeyim. Söylem; içinde doğulan tarih, kültür, dil, coğrafya ve din bileşenlerinin oluşturduğu bir bütünün zamansal ve mekansal anlamda ortaklıklarının sonucudur. Söylem dil tarafından üretilir ve aktarılır. Söylem sosyal yapıya gömülü olup, onun bir parçasıdır. Dolayısıyla söylem analizi insanı anlamak için sadece konuşmaları ve metinleri değerlendirmeye alır. Bu anlayıştan kısaca bahsettim, aslında altında çok daha derin konular var. Üniversite hayatımın en zor derslerinden biriydi ve ısrarla bu dersi almaya devam etmiştim.
Çalışmada 29 kişiyle mülakat yapıldı. Ayrıca medyanın kadını nasıl aktardığını gerçek kaynağından bulmak için yazılı basından yararlanıldı. Son bir yılda en çok satan kadın dergilerinin üçünden ( Elele, Elle, Cosmopolitan) ve yine en çok satan gazetelerin ikisinden ( Hürriyet, Zaman) “kadın” konusu başlığı altında seçilen yazılar söylem analizi tekniği ile analiz edildi.
Sonuç olarak;
Kadınlar medyada cinsellikleri üzerinden hem ticari meta olarak kullanılmaktadırlar yani içeriği zenginleştiren malzemeler hem de üretilen ürünün öncelikli alıcısıdırlar. Saktanber’e göre (1995) her konunun çıplak kadın bedeni ile anlatılması basitçe bir cinsiyetçi tutumun ötesinde, kadına erkek bakışıyla belirlenmiş cinselliğin dışında herhangi bir kimlik tanımamak anlamına gelir. Ona göre kadınlar yalnızca bir bedene indirgendikleri için değil, çeşit çeşit kılıflara sokulup, üzerlerinde sayısız anlamlar üretildiği için kimliksiz kılınırlar. Yani kadının erkeğin yanındaki ikincil konumu, onun kimliğini şekillendirmektedir.
Erkek kadına “bakan” konumdadır. Göle’ye göre İslam medeniyetlerinde erkeğin “bakma” ayrıcalığı, kadın gövdesini nesneleştirmesi yoluyla erkeğe cinsiyet ayrıcalığı sağlamaktadır.( Göle, 2001) Yani kadının nesne konumunda olmasında erkeğin önemli bir yeri vardır.
Fizyolojik dürtüler sadece erkeğe atfedilmektedir. Bunu mülakata katılan bir kişi şöyle dile getirmiştir: “Reklamlarda ve medyada kadının cinsel olarak ön plana çıkmasının nedeni kadının estetiği, erkeklerin fizyolojik dürtüleri ve kadını psikolojik olarak medyadaki kadın gibi olma isteği” Coward’ın Foucault’dan yararlanarak söylediği gibi cinsellik; kişinin kimliği ile iç içe olup, bastırılan bir içgüdü, yani doğadan gelen bir güç olmaktan çok toplumun kurallar ve düzenlemesi sonunda ortaya çıkan bir kurgudur. Bu da katılımcıların söylemlerinde fizyolojik dürtülerin neden sadece erkeklere atfedildiğini açıklamaktadır.
Kadın modern toplumsal ortamın eğlence, kozmetik, medya dünyasında yer alarak erkeklerin baskın olduğu bir dünyada kendisine temsil alanı oluşturmaktadır, bir yandan da endüstri ortamında üretilen ürünleri tüketmektedir. Böylece kadın ticari çarkın dönmesinde bir araç olur.
Kadın; dergilerde, reklamlarda, televizyonda gördüğü kadını arzular ve onun gibi olmak ister. Bu aynı zamanda erkeğin de arzusudur. Erkeğin de etkili olduğu kadınlık arzuları, kadının cinselliğini oluşturur. Böylece kadın belli şekillerde giyinen, belli yaşam tarzlarını isteyen, belli duyguları özleyen biri olarak tanımlanır. Kadının kimliği arzu tanımları içinde oluşur. Kadınlık arzuları erkek ayrıcalığını destekleyen söylemler tarafından cezbedildiği için değişimi oldukça zordur. ( Coward, 1993 )
Türk medyası modern bir kadın tanımlasa da, müslüman bir Doğu ülkesi olan Türkiye’de kadın, Batı’daki kadar “özne” konumunda değildir. Bugünkü söyleme baktığımızda kadın tanımlanırken erkek de bu tanımın içinde yer almaktadır. Bu süreç değişmeye başlasa da kadının ötekiliği devam etmektedir.
Fizyolojik dürtüler sadece erkeğe atfedilmektedir. Bunu mülakata katılan bir kişi şöyle dile getirmiştir: “Reklamlarda ve medyada kadının cinsel olarak ön plana çıkmasının nedeni kadının estetiği, erkeklerin fizyolojik dürtüleri ve kadını psikolojik olarak medyadaki kadın gibi olma isteği” Coward’ın Foucault’dan yararlanarak söylediği gibi cinsellik; kişinin kimliği ile iç içe olup, bastırılan bir içgüdü, yani doğadan gelen bir güç olmaktan çok toplumun kurallar ve düzenlemesi sonunda ortaya çıkan bir kurgudur. Bu da katılımcıların söylemlerinde fizyolojik dürtülerin neden sadece erkeklere atfedildiğini açıklamaktadır.
Kadın modern toplumsal ortamın eğlence, kozmetik, medya dünyasında yer alarak erkeklerin baskın olduğu bir dünyada kendisine temsil alanı oluşturmaktadır, bir yandan da endüstri ortamında üretilen ürünleri tüketmektedir. Böylece kadın ticari çarkın dönmesinde bir araç olur.
Kadın; dergilerde, reklamlarda, televizyonda gördüğü kadını arzular ve onun gibi olmak ister. Bu aynı zamanda erkeğin de arzusudur. Erkeğin de etkili olduğu kadınlık arzuları, kadının cinselliğini oluşturur. Böylece kadın belli şekillerde giyinen, belli yaşam tarzlarını isteyen, belli duyguları özleyen biri olarak tanımlanır. Kadının kimliği arzu tanımları içinde oluşur. Kadınlık arzuları erkek ayrıcalığını destekleyen söylemler tarafından cezbedildiği için değişimi oldukça zordur. ( Coward, 1993 )
Türk medyası modern bir kadın tanımlasa da, müslüman bir Doğu ülkesi olan Türkiye’de kadın, Batı’daki kadar “özne” konumunda değildir. Bugünkü söyleme baktığımızda kadın tanımlanırken erkek de bu tanımın içinde yer almaktadır. Bu süreç değişmeye başlasa da kadının ötekiliği devam etmektedir.
